23 Nisan
Çok severim 23 Nisan’ı. Eskiden daha da severdim. Yani çocukken. Halit Kıvanç’ı ailemden biri gibi hissederken. O gösterilere çıkan çocukların yeteneklerini kıskanırken. Bir gün belki ben de orada olurum hayalini kurarken.
Heyecanla beklerdim hep. O gün kendimi bir başka hissederdim. Televizyondaki o büyülü dünya benimmiş zannederdim. Sabahtan akşama kadar ayrılmazdım ekran başından. Ne büyük coşku…
Sonra büyüdüm, sokakta mendil satan çocukları fark ettim önce. Onlar da kutlayabiliyor muydu? Çocuk işçi kavramını öğrendim böylece.
Mahallede bir arkadaşım vardı. İranlıydı. Bir süre sonra döndüler ülkelerine gitmeden bana bir kolye ucu hediye etti. Onu hiç unutmadım. Onlar belki farklı nedenlerde gelip gitmişlerdi bizim mahalleye ama mülteci çocuklar öyle çoktu ki bu dünyada. Hatta kendini ailesine bile ait hissetmeyen çocuklar da vardı. Mülteci ruhlar kavramını öğrendim böylece.
Sonra mesela ihmal ve istismarı sürekli yaşayan çocukların olabileceğini gördüm, çok büyüyünce gördüm bu kısmını, kolay da olmadı onların var olduğunu kabul etmek. Ne çokmuşuz. Hiç büyüyemeyen, o yaşlara sıkışıp kalmış çocuklar.
Çocuklar için hiç adil değil bu dünya. Hiç…
Ama ben mesela bir gün bile olsa, kendimi gerçekten çocuk gibi hissederdim o televizyonun önünde. Gerçeklikten uzaklaşırdım.
Çocuk bedenlerde çocuk olamamış bir sürü insan olduğunu anladım bunları düşününce. Yarım kalmış çocukluğunu tamamlamaya çalışıyor galiba insan yıllar boyu.
Bu dünya çok borçlu çocuklara. En başta, özgürce, dilediklerince yaşayabilecekleri çocukluklarını borçlu. Koşulsuz sevgi kaynakları borçlu, çalışmak zorunda olmadıkları bir düzen borçlu, ülkelerinden istekleri dışında ayrılmak zorunda olmayacakları bir düzen borçlu. İhmal ve istismara maruz kalmayacakları bir düzen borçlu.
Sabahtan beri kalbimde sadece bu çocuklar var… Ve evet dünya adil değil, biz yaratmalıyız, sen, ben, biz, yaratmalıyız o geleceği. Bunun yükü de omzumda.
Gün sonu iç dökmesi olsun bu da…
23 Nisan 2021

