Neden Seyahat Ederiz?
9 Şubat 2016 Salı
Komik bir soru oldu biraz biliyorum ama bu aralar aklımda dolaşan şeyleri yazabilmek için bundan uygun bir başlık bulamadım. Aslında herkesin mutlaka bir cevabı vardır bu soruya; dinlenme, eğlenme, uzaklaşma, denize girme, rahatlama, yemeği hazır bulma, vs. Belki de bu cevapların hepsi herkes için doğrudur. Önemli olan sadece zamandır, kimi zaman kaçmak istersin her şeyden, kimi zaman da merkezinde olmak istersin hayatın. Bu noktada, karakterden sonra, yaş en önemli faktörlerden biri bence ve tabi çocuk sahibi olup olmamak.
Ben, kendi açımdan analiz etmeye çalışacağım durumu ve bu noktaya gelene kadarki denemelerimizden kısaca bahsedeceğim bu yazıda. Daha önce de söylediğim gibi, ev kiralayıp iki ay aynı kasabada gezinmek suretiyle tatil yaptığımız da oldu, adım adım Ege ve Akdeniz kasabalarını turladığımız da. 5 yıldızlı otelde her şey dahil kaldığımız da oldu, kiralık arabaya minder doldurup uyuduğumuz da. Tamamından da zevk aldık. Zevk alabiliyor olmak tamamen karakterle ilgili geliyor bana zira bunların hiçbirinden zevk alamayan insanlar da var. Şu anda görüyorum ki, Uras da şekli ne olursa olsun seyahat etmeyi seviyor.
Çocuk sahibi olmadan önce, bir barda, bira eşliğinde canlı müzik dinlemek ya da konserlere gitmek gibi gece aktiviteleri çok keyifli gelebiliyorken, çocuk sonrasında keyifler şekil değiştiriyor. En azından bizde böyle oldu. Mickey Fare’nin Kulüp Evi her şeyden daha eğlenceli gelebiliyor insana mesela 🙂 Çünkü o sırada onu izleyen kuzunun mutlu gülücükleri, dünyanın en değerli şeyi oluyor.
Uras’ın ilk tatili konusunda kafa patlatırken, daha önce birkaç defa denediğimiz ama fikren çok da yönelmediğimiz bir kavramın içinde bulduk kendimizi; 5 yıldızlı her şey dahil tatiller. Dedik ki; çocukla yemek yapmak zor olur tatilde, her şey önümüze gelsin, denize otomobil ile gitmeyelim, denize sıfır olsun, temizliğinden şüphe duymayalım ya çocuk odada emeklerse ve duvarlara sürtünürse, e bir de mutfağından istediğimiz zaman yoğurt filan alırız belki. 🙂 Bunlar gibi bir sürü gerekçe ile kendimizi ikna ederek Antalya Konyaaltı plajındaki otellerden birinde yaptık ilk tatilimizi. Hepimiz için değişik bir deneyim oldu. Valizlerimizi taşıyan görevliler, lüks içinde kokteyllerini yudumlayan otel misafirleri, her istediğimiz an yiyecek bir şeyler bulabilme imkanı derken, ilk seferin heyecanı ile birlikte keyifli bir tatil geçirdik.
Dedik ki tamam, çocuk ile bu yöntem iyiymiş 🙂 Sonraki sene, daha önce balayımızda kalıp çok keyif aldığımız, Kuşadası’ndaki bir su parkı otelinde ayırttık yerlerimizi. Orası daha da iyiydi tabi, hem havuz çeşitliliği, hem yemekleri, hem de yeşil alanının çokluğu 1 yaş 9 aylık olan bir kuzu için çok güzeldi. Bu deneme de başarı ile sonuçlandıktan sonra değişiklik arayışımız bizi rahat bırakmadı ve bizim için devrim niteliğindeki bir harekete imza attık. V.i.p dizayn denilen tarzda döşenmiş bir minibüs-Hyundai Starex- sahibi olduk.
İlanlara bakmayı severim, hem emlak hem de otomobil ilanlarını sıklıkla tararım, almak için değil, bilgi sahibi olmak için. Meraklı olduğum konulardan biri de bu galiba 🙂 Gene bir gün ilanlara bakarken, şu anda benim kullandığım Starex’i buldum Ankara’da. Eşim, babam ve kardeşim uçakla gittiler, minibüsü alıp geldiler.
Haydi o zaman dedik, bir deneme tatili yapalım. Kemer’de güzel bir otelde yer ayırttık ve doluştuk minibüse 🙂 Uras henüz 2 yaşındaydı ve aynı minibüsün içinde annesi, babası, anneannesi, dedesi, dayısı ve yengesi ile çok eğlenceli ve öğretici bir seyahat gerçekleştirdi. Bu güzel deneyimle de anladık ki, minibüsle kalabalık yolculuklar hem çok keyifli, hem de ekonomik oluyor.
Bu alışveriş, aslında yıllardır düşündüğümüz ve planladığımız bazı şeylerin gerçekleşebilmesi için muhteşem bir imkan sundu bize. Sadece bir minibüs değil, hayallerimizin anahtarını da satın aldık diyebiliriz rahatlıkla…
Starex ile yaptığımız uzun soluklu yolculukları, daha sonra ayrıntılı anlatacağım.
Başlığa geri dönecek olursak; biz başka türlü bir yaşamın bizi tatmin edemeyeceğini bildiğimiz için seyahat ediyoruz. Yani, sadece yaşadığımız yeri bilmek ve arada bir dinlenme amaçlı bir otelde belirli bir süre kalmak yeterli gelmiyor bize. Gezme açlığı öyle bir şey ki, gezdikçe daha da acıktığını hissediyorsun. Ve biz, geze geze öyle acıktık ki, ruhumuzu doyurabilmek ve özgürlüğümüzü iliklerimize kadar hissedebilmek için hep bir sonrakini planlıyoruz. Herhangi bir geziden döndüğümüz anda, sonrakinde neler yapabileceğimizin heyecanını yaşıyoruz. Bu konudaki en büyük şansımız, aile olarak ortak keyifler üretebilme kapasitemizde yatıyor galiba. Daha doğrusu birimizin keyif alması ve heyecan duyması, dalga etkisi ile hepimizi vurabiliyor…
***
Buna da bir şeyler yazmak istedim. Ben o yazıları bir türlü yazamadım. Starex ile yaptıklarımızı yani. Sonrasında Sprinter karavanımız ile yaptıklarımızı da. Öyle çok anı birikti ki… Şimdi hazırım galiba. Buradaki Gezi-Yorum içeriği de aslında bu hazır oluş hali ile doğdu.
Seyahat yazıları yazmaya hazır olduğuma inanmak istiyorum. 🙂 Öyle işte. Bakalım yazabilecek miyim?
Bir de artık o kadar ilan bakmıyorum. Sıkıldım galiba ya da aslında vaktim yok. Ama en doğrusu, öncelik sıralamamdaki yeri epey düştü. İyiyim böyle. 🙂

